24 Haziran 2015 Çarşamba

Yırtık Kitap



           Odanın içinde sadece hareket edenler nesneler var. İki ruh var odanın içinde, birbirinden habersiz, iki ruh. Biri ne düşüneceğini dahi bilmezken, diğeri umutluydu hayatından. Düşünceli olanın adı “K” idi. İçinde yaşadıklarını anlatmak için büyük büyük laflar etmek istiyordu. Ama artık değil bir cümle kurmak, tek harflik bile bir gücü kalmamıştı. Başı çatlamak üzereydi, ikinci kahvesini tiksinerek içiyordu. İçtiği kahveden iğrenecek kadar kötü bir koku vardı oda da. Durmadan içmeye devam ediyordu..
            Bardağını bir yana fırlattı. Eline yırtık kitabını aldı. Büyülü bir muska gibi yırtık kitabını birleştirerek okumaya çalışıyordu. Orada okuduğu cümlelerin kendine efsunlu şeyler öğreteceğini düşünerek, durmadan heceleye heceleye bir şeyler okuyordu. Altını çizdiği yerleri okumak ona adeta ilahi kitaptan ayetler okumak gibi sevap kazandırıyor zannediyordu. Onun için bir ibadetti bu ve ibadetini durmaksızın yapıyordu. Ama Tanrısının ne olduğunu bilmiyordu. Belki de hiçbir zaman öğrenemeyecekti. Bunların hepsinin dışında belki de o satırlarda arıyordu tanrıyı. Hani şu gücü her şeye yeten, ölümsüz olan ve her şeyin en iyisi olanı.
K, yırtık sayfalardan birkaç cümle okumaya çalışırken gözüne şu satırlar takılmıştı: “Bunca kılınmış kılınmamış namazlar, tutulmuş tutulmamış oruçlar arasında ve bu hesaptan başka, mahlûkların hâliklerine karşı bir borçları daha yok muydu? Ve bu da ona tam bir itimat besleyerek ondan mutlaka merhamet ve şefaat göreceği emniyetine kavuşmak değil midir?” bundan beş dakika önce ne düşüneceğini dahi bilmeyen K, şimdi ise kafasındaki onlarca sorunun içinden çıkamıyordu, bu soruların büyük çoğunluğu ise tanrı hakkındaydı. Merhamet diyorlardı, şefkat diyorlardı, güzellik diyorlardı, bağışlamak diyorlardı. Bu saydıkları özellikler O’nun içinde fazlasıyla varmış, hem de en çok haliyle. Ama nasıl oluyordu da Tanrı sadece bir tek dinden olan insanları affediyordu. Nerede kalmıştı adalet, nerede kalmıştı merhamet, şefkat, güzellik… O’na yakışmıyordu bunlar, hem de hiç yakışmıyordu.       
Bir yakarıştı K’nın ki. Kimseye bahsedemiyordu bunlardan çünkü kime bahsetse, “öyle deme ama çok günah, farklı görünmek için saçma sapan düşüncelere dalma, şimdiye kadar kimse fark edemedi bir sen mi fark ettin, dinde böyle şeyler sorgulanmaz” gibi sözler söylüyorlardı. Onlar ne derse desin kimse tarafından tam olarak bir cevap alamıyordu sorularına. Daha sonra bütün bunları sineye çekip yırtık kitabından birkaç satır daha okumaya çalışıyordu. Kitap yırtık olmasına rağmen şu cümleyi çok rahat bir şekilde okumuştu: “Düşündükleri gibi yaşamak kahramanlığını gösteremeyen insanların çokları yaşadıkları gibi düşünmeye tenezzül etmezler de fikirleriyle hareketleri arasında tezattan tezada düşmekte mahzur görmezler.”



23 Haziran 2015 Salı

Bugünlerde..

Kesinlikle böyle bir üst başlık lazımdı bana(bize). Bugünlerde herkes öfkeli, asabi ve içten içe bir başkasından ve kendisinden bıkmış durumda. Herkes kendine bir çözüm aramakta, yeni insanlarla hayatlarına biraz farklı heyecan katmak istemekte. Bazıları bunu başarıyor, bazıları ise başaramıyor.
Onlar öfkelerini, asabiyetlerini, bıkmışlıklarını kendi içinde kendisiyle yaşıyorlar. Bunun neticesinde ise ortaya bir sorun çıkıyor; En yakınlarına sitem dolu bakışlar ve tavırlar..

Bugünlerde ayrılış var. Bugünlerde dedikodu, bugünlerde yeni mutluluklar var. Ayrılık deyip büyütmemek lazım, bugünlerde ayrılıklar kısa mesafeli, part-time yalnızlık yaşıyor bugünlerde insanlar..

Bugün hor görüldüm, küçük düştüm. Kızdırıldım. Sakin olmaya çalıştım. Bazı anlar sakın oldum, bazı anlar sinirimi son anda bisikletimin tekerinde erittim. Bugün öfkelendim, bugün yeniden emir aldım ve bir köle gibi emre itaat ettim. Son emir dedim içimden ve dışımdan. Ama hep sakin olmaya çalıştım. İnsanların sahte yüzlerini ve samimi gülüşlerini gördüm. Meraklı sorular duydum, küçük tebessümler yolladım insanlara. İnanmazsınız ama hepsi bugün oldu. Tek bir gün. İnsan şaşıyor doğrusu. Bu kadar duygu fazla bir güne, duygu patlaması yaşıyor insanın iç organları. Aynı zamanda karıncalar gıdıklıyor ayaklarımı ve sırtımı, hatta şu anda tamda ensemde. Elimin tersiyle fırlatıyorum onu. Bir yenisi başlıyor ayakkabımdan yine enseme doğru, bu sefer başaracağını düşünerek. Unutmadan söyleyeyim bu da bugün oluyor. Şu an saat daha çok geç değil, güneş henüz batmadı, batmak üzere. Sanırsam bugünde güneş batacak ve biz belki de yine böyle bir güne başlayacağız. Ne gündü be..